Ufak bir beste: Blast

Pazar pazar evde oturmuş John Lennon’un Imagine isimli parçasını orgda çalmaya çalışıyordum, bu arada orgu bilgisayara bağlayıp da Reason 4 ile de biraz uğraşayım derken uzun zaman sonra ufak bir parça çıkardım. Her ne kadar çok orijinal bir parça olmasa da neşeli, eğlenceli bir şey oldu. 10-15 dakikada böyle bir parça çıktı, adına da Blast dedim. Beğeneceğinizi umarım.

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.

 

Twitter, Midas efsanesi ve M. Ali Birand vakası

Günün yükselen sosyal medya mecrası Twitter, peki kaçımız Twitter kullanıcısıyız? Türkiye’de Twitter kullanıcısı sayısı diğer ülkelere kıyasla bir hayli az, bunun bir nedeni de Twitter’ı tam olarak bilmediğimizden kaynaklanıyor. Sosyal medya deyince daha çok Facebook üzerinde konuşlanmışız biz. Bugün oturup twitter’ın güzelliklerinden, faydalarından falan bahsetmeyeceğim ama kısaca bir ne olduğundan söz ettikten sonra Twitter’ın aklıma getirdiği bir hikayeyle benzerliğini anlatacağım. Twitter, Midas efsanesi ve M. Ali Birand vakası yazısına devam et

New York’lu bir tüysüz*: Woody Allen

Woody Allen, favori yönetmen, aktör ve yazarım. Tüm kitaplarını okumuş, filmlerinin çoğunu izlemiş biri olarak hakkında uzun uzun bir inceleme, eleştiri yazabilirim, ama bunu daha sonraya bırakıyorum. Onun yerine bu yazıda sıkıldıkça tekrar tekrar elime alıp birkaç paragraf okuduğum, onun Türkiye’de yayınlanan son kitabı Tüysüz’deki İlk Denemeler’inden sevdiğim bir bölümünü alıntılayacağım. New York’lu bir tüysüz*: Woody Allen yazısına devam et

2011 Türkiye Konser Çılgınlığı

Nicelikten ziyade nitelikli konserler açısından zengin bir yılı geride bıraktık. 2010 yılında kimler gelmedi ki Türkiye’ye… Metallica, Megadeth, Anthrax, Slayer, Rammstein, Scorpions, U2, Eric Clapton, Ozzy Osbourne, Bob Dylan, ve daha sayamadığım niceleri… Her biri ayrı ayrı günlerce konuşulan pek çok konsere ev sahipliği yaptık geçen sene. Ama öyle bir sene geliyor ki akıllara zarar, ceplere ziyan. İşte 2011’de Türkiye’de gerçekleşecek bazı konserler. 2011 Türkiye Konser Çılgınlığı yazısına devam et

Yoğun geçen şu son günler…

Yoğunum bugünlerde, yapılması gereken işler var, ve planlı bir insan olmadığımdan nereden başlasam nasıl yapsam bilemiyorum.

Öncelikle dergi meselesi var. Nedir bu mesele? Bilim, sanat ve felsefe hakkında ODTÜ Fizik Topluluğu’nun çıkardığı bir dergi, adı Diyalektik. 3. sayısı hazırlanıyor ve tüm dizgisi bana kaldı. İşin kötüsü nasıl yapacağım hakkında bir fikrim de yok. Bu konuda farklı programlar öğrenmeye çalışıyorum bir yandan, diğer yandan dergicilik hakkında makaleler okuyorum. Bu işi başarıyla bitirebilirsem, daha da gelmem dizgi işine.

Diğer bir konu makale yazmak. Öyle bilimsel ahım şahım şeyler değil. Birinci makale yine Diyalektik Dergisi için. Aristo’nun fizikçilerini yazıyorum, çünkü kapak konusu Fizik ve Felsefe. Bence tam da yerinde bir konu. Bir diğer yazmam gereken, daha doğrusu bitirmem gereken konu ise PCLabs için yazdığım İnternet tarifeleri rehberi. Taa eylül ayında başlamıştım yazmaya, yarım kaldı. Onu da güncelleyip bitirebilirsem çok iyi olacak, fakat pek bir acelesi yok. Yazmam gereken diğer konu Pinhole üzerine. Daha önce BasÇek.com için Pinhole hakkında bir yazı yazmıştım ve devamının geleceğini söylemiştim, sözümde durmam ve devamını yazmam gerek.

Bu arada BasÇek.com’da kadrolu eleman olma yolunda gidiyorum sanırım. Öncesinde dijital fotoğraf makinelerinin bir listesini çıkartıp veri tabanı oluşturuyorduk. O işi de tam olarak tamamlayamadım; fakat onu da halletmem gerek. BasÇek.com için yakında haber yazıları yazmaya da başlayabilirim belki. Fotoğraf konusunda ilerliyorum adım adım…

Bir de dersler var tabii. Verilen ödevler, çalışılması gereken sınavlar falan… Tüm bunlar arasında kendime pek zaman ayıramadım sanırım. Şu işleri bir an önce halledip biraz da gezmeye ve eğlenmeye vakit ayırmalı.

Uzun zamandır blog’a yazı yazmadığını fark edince neden yazamadığım konusunda bu bunları anlatıyorum. Bloga yazacak bir ton malzeme var aslında ancak zaman yetersiz. Bir de araya sağlık sorunları girince…

Neyse. Şimdilik bu kadar. Yapılacak işler, yazılacak yazılar var. Daha fazla tutmayayım ben sizi, yine görüşmek üzere…  (:

Geleceğin Ütopyası

Bugün otobüsle eve gelirken aklıma klasik bir soru takıldı, ki zaten otobüste ya uyurum ya da böyle abuk şeyler düşünürüm. Soru şu: Gelecekte hayat nasıl olacak? Bugünün bilimsel çalışmalarını göz önünde bulundurup, teknolojinin ilerleyişi ile birlikte orta ve uzak gelecekte hayatın nasıl olacağı üzerine bir ütopya kurdum birkaç dakikada kafamda. Çoğunlukla gerçekçi olarak, yapılan çalışmaların nereye kadar gidebileceğini, hayatımızı nasıl değiştireceğini tasarladım. Sonuçta inanılmaz bir dünya çıktı karşıma… Daha sonra bu dünyanın insanoğlu üzerindeki fizyolojik ve psikolojik etkilerini düşünürken eve varmıştım bile… Her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşündüğünüz ve biraz da hayal gücü ile zenginleştirdiğiniz zaman bambaşka bir dünya kurabilmek içten bile değil ve sonuçta yarattığınız bu dünyanın faydalarını, zararlarını, buna ulaşmadaki engelleri ve engelleri aşma yolunu düşünürken buluyorsunuz kendinizi. Kısacası geleceği düşünmek bazen heyecan verici olabiliyor, kurguladığınız gelecek daha güzel bir yaşam vaat etmese bile.

Öngördüğüm bu geleceği, sorunlarını ve bu geleceğe ulaşmadaki engelleri bir yazıda toplamayı düşünüyorum. Böyle düşününce yazının oldukça uzun olacağını tahmin etmek zor değil. Ancak şu var ki, eğer zaman bulabilirsem yazmaya değer kesinlikle. Sadece biraz sistemleştirmek ve neden sonuç ilişkisine oturtmak yeterli fikirleri.
Neyse… bakalım gelecek bize ne getirecek, önceden tahmin etmesi güzel olsa da bunu en iyi zaman gösterir.

Kurtarma Konsolu’nu USB’den boot edin

Çoğu zaman çöken Windows’un yegâne kurtarıcısı olan kurtarma konsolu belli başlı komutlar ile çöken Windows’unuzu hayata geri getirebilir. Kurtarma konsoluna erişimin tek yolu ise ya bir Windows kurulum CD’sidir ya da Başlangıç Disketi oluşturmak.

Fakat bir çare daha var! Kurtarma Konsolu’nu USB’den başlatabilirsiniz. Bu yazıda bunu nasıl yapacağınızı anlatıyoruz.

(PC Labs’ta yayınlandı)

Susuz Göl

 

Susuz gölde balık tuttum dün
Balığım yetmiş santimetre idi
Tuzsuz denizlere ağ attım dün
Ağım serpme idi

Sessiz filmler izledim yine
Siyah beyaz ama renkli
Kuru çöllerde seyir ettim yine
Yemyeşil çimenli

Bir şarkı duydum bu gece
Çok güzeldi renkleri
Sonsuz yıldızları saydım bu gece
Sayısı bin yedi yüz elli


9 Eylül 2010 – Ağva

Karanlıktaki Adam

 

yalnızlığa sırtını dayadı
sırtında simsiyah pardösü
başında bir fötr şapka
karanlığın içinde
gölge bir insan

ağzında bir sigara
elinde bir çakmak
yalnız çakmağın alevi var
bir de yüzüne yansıyan gölgesi
sigarasını yakıyor
ve yüzü de kayboluyor

dumanlı bir gecede
yalnız ve karanlık
ıslak bir gecede
yalnızlığa sırtını dayamış bir adam
derin siyahlar içinde

ara sokakların birinde
kaybolmuş bir adam
siyah pardösü ve fötr şapkası ile
sigarasını tüttüren
ağır, yavaş, halsiz bir insan.

17 haziran 2010 / ankara

Geçen iki haftanın özeti ve pinhole

En son “malzemeler” başlığı ile bir blog postalamıştım. Oradan devam edeyim. Bu malzemeler fotoğraf makinesi olacak dedim ve oldu. Geçen hafta ilk pinhole makinemi kibrit kutusundan yaptım ve 36 poz, 35 mm film üzerine yaklaşık 16 tane fotoğraf çekimi gerçekleştirdik arkadaşımla. İlk deneme olmasının sonuçları olarak filmler her ne kadar kare şeklinde çıkmış da olsa sonuçlar fena değildi. Fotoğraf çekip çekmediğimizden bile emin değildik çekimi yaparken. Ama sonuçlarını almak oldukça sevinçli oldu. Geçen iki haftanın özeti ve pinhole yazısına devam et