90’lardan Günümüze Türk Dizilerindeki Bariz Değişim

90’ların dizilerini hatırlar mısınız? Süper Baba, İkinci Bahar, Çiçek Taksi benim aklıma ilk gelenlerden. O yıllardan bu yıllara dizi sektörü bir hayli gelişti ama asıl değişim bence içerikte gerçekleşti. Bir karşılaştıralım, o günden bu güne ne değişti.

En göze çarpan konu dizilerdeki hayat standartları. 90’ların ve 2000’lerin başlarındaki dizilere baktığımızda neredeyse hepsinin orta-düşük gelirli ailelerin yaşam mücadelesi formatında olduğunu görebiliyoruz. 3 çocuklu ve boşanmış bir babanın geçim sıkıntıları temalı Süper Baba, yine geçim derdinde olan bir kebapçı işletmecisi olan ve çocukluk arkadaşıyla rekabetini işleyen İkinci Bahar, Bizim Evin Halleri, Kaygısızlar, Çiçek Taksi, ve daha nicesi… Hepsinin ortak noktası halkın içinden, orta gelirli sıradan ailelerin konu alındığı diziler olmak. Hatta komedi dalında en çok izlenene bakacak olursan Olacak O Kadar vardı mesela, o da yine siyasi-eleştiri tarzında, halkın mağduriyetinin ve trajikomik olayların konu alındığı bir güldürü programıydı. Bunların hepsi Türkiye’nin en çok izlenen programlarıydı.

Ve geliyoruz günümüze: Bir İstanbul Masalı, Aşk-ı Memnu, Adını Feriha Koydum, Fatmagül’ün Suçu Ne, Küçük Sırlar… Değişimi fark ettiniz mi? Hepsinde yüksek gelirli, holding sahibi kişiler, onların hayatları ya da yüksek gelirliyle dar gelirlilerin çatışması konuları yer alıyor. 90’ların sitkom dizisi, yine sıradan bir ailenin sahip oldukları şempanze ile sıradışı hayatını konu alan Çarli İş Başında’ya karşı, Nişantaşı’nın göbeğinde gelirleri çok da fena olmayan iş arkadaşlarının aralarındaki ilişkileri konuedinen Avrupa Yakası. Konular hep aynı, holding ve şirket sahibi kişiler -ki pek çoğu dizide neredeyse hiç çalışmaz, oturduğu yerden kazanıyorlarmışçasına- ve bu kişilerin aşk ilişkileri, gece hayatları. Şayet dar gelirli aileler ana konu oluyorsa o zaman da yine yüksek sosyete ile aralarında geçen sürtüşme zengin-fakir uçurumunun iç çatışmaları… Örneğin, Adını Feriha Koydum o şekilde, Fatmagül’ün Suçu Ne yine aynı, biraz daha eskilerden Bir İstanbul Masalı’nda da holding sahibi kişilerin hizmetlilerinin kızıyla olan ilişkileri ön plandaydı. Bir diğer dikkat çekici nokta ise Türk dizilerinin artık tamamıyla ilişkiler üzerine kurulmuş olması. Mafya ve çatışma dizisi olarak ele alabileceğimiz Ezel’de bile karakterler arasındaki aşk üçgenleri gözümüze gözümüze sokuluyor. Eskinin dizilerine ise rağbet yok, onlar yalnızca mazide güzel bir anı olarak kaldı. Olacak O Kadar aynı formatta yeniden başladı ama bu sefer tutmadı örneğin.

Bu neden böyle diye sorunca cevaba ulaşmak çok da zor değil. Diziler konusunda sonuçta reyting alan hayatta kalıyor, ve insanlar da bunları izliyor ki hala daha en popüler diziler bunlar. Peki 90’larda bambaşka hikayeler, geçim dertleri izleyen halk 2000’lerde nasıl oluyor da zenginlerin gece hayatı, aşk üçgenleri,beşgenlerini izliyor? Cevap ortada, toplum televizyonda kendisini izlemeyi seviyor. Farkında olmasak da, toplumun aynası görevini üstleniyor diziler, sanata benzer şekilde. 90’ların ekonomik sıkıntıları içerisinde yaşayan çoğunluğun orta sınıf olduğu Türk toplumu, 2000’lere gelindiğinde kalkınmanın bir sonucu olarak gelişti. Ama bu gelişme yalnızca belli kesimlerde olunca bu sefer de zengin-fakir arasındaki uçurum arttı. Artık zengin daha zengin, fakir daha fakir hale geldi. Ve toplum da televizyon aynasında artık bunu izlemek istiyor, kendini görmek istiyor. Belki holding sahibi kişilerin ihtiras dolu yaşamlarına bakıp kendi durumunu biraz olsun unutmak istiyor, belki de özeniyor o yaşamlara… Zengin-fakir çatışmasını izliyor, kendi çatışmasına benzediği için. Sonucunda da Türk dizileri değişiyor, ve yalnız değişmiyor, aynı zamanda da değiştiriyor. Günümüz dizileriyle büyüyen çocuklar da onların etkisi altında kalıyorlar. Ve toplum tarafından şekillenen diziler aynı zamanda toplumu şekillendiriyor.

Nihayetinde “değişmeyen tek şey değişimdir” demiş Herakleitos, ve değişiyoruz. Bu değişim olumlu mu olumsuz mu orası size kalmış ama değişimi garipsemeden, ona ayak uydurmakta fayda var. Nitekim Darwin’in de dediği gibi “En güçlü olan veya en zeki olan değil, değişime en çabuk ayak uyduran hayatta kalabilir”.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*